Üç bin yıl önceBozkırdaki yarı-göçerler henüz"Türk" adıyla bilinmezken doğdular…Erkek:'Çadırı tutan ana direk' olması için "Öktem" diye çağrıldı.'Yüz yirmi dört bin Peygamber'den biriydi o…İkizi;Müjdelenen'Yoldaş'ın eşi ve 'sırrın anası'ydı.Tarihçiler onu "Aşena" diye andı…Ahmet Turgut'un kaleme aldığı "Bozkırın Sırrı,Türk Peygamber" kayıtsız kalınamayacak bir roman.
Yüz yıl önce bugün, Kudüs, Gazze ve Filistin, Miracın beldesi ve ilk kıblegâh olarak tarihe tanıklık ediyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın en az bilinen cephesinde, Kudüs’ün düşüşü ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü yaşanıyordu. Yedi asırlık devlet, İngiliz, Rus ve Fransız baskısı altında can çekişirken, dost olarak bilinen Alman ve Avusturya'nın ihanetleriyle içten içe çürüyordu. Bedevi aşiretlerin, Lawrence’ın süslü vaatlerine kapılarak başlattığı isyanlar da durumu daha da karmaşık hale getiriyordu. Tabip Subay Faruk Hikmet, devletin son çırpınışlarına tanıklık ederken şehadette kurtuluş arıyordu. Kudüs’e gelen Rachel Weizmann, kendi gerçeğini Meryem Anne’de bulmaya çalışıyordu. Filistin’e akan er kişiler ve Basel’den Viyana’ya savrulan kadınlar, Kudüs’te Anneler Annesi ile buluşuyordu. Dönemin Mevlevî postnişinin subayı ve Kuşçu Baba gibi karakterler, kendi gerçekliklerini arayan iki hakikat talibiydi. Aşıkların birbirine bağlanması, bu topraklarda mıknatısın iki ucu gibi bir araya gelmelerini simgeliyor. Nikâh ile birbirlerine bağlanan sevgililer "Zevc" ve "Zevce" olarak anılırken, aralarındaki çekim "Zevciyat" olarak tanımlanıyordu.